Embed

IKI DELI BASKAN BIR CAHIL IMAM YUZUNDEN TURKIYE REZIL OLUYOR

BEKİR COŞKUN: Ee hani nokta…

Trump, Tayyip Bey ile buluşmasında yaptığı konuşmalarla resmen dalgasını 
geçti. "Türkiye'nin PKK, IŞİD gibi terör guruplarıyla mücadelesini destekliyo-
ruz" dedi. Bir yandan YPG'ye ağır silahlar verirken, diğer yandan Türkiye'nin
uzun zamandır istediği bazı silahları verme kararı aldı. "Dövüşün, birbirinizi
öldürün, iki tarafı da destekliyorum" demiş oldu.

Fethullah hiç konuşulmadı. Buna karşılık Trump 22 dakikalık görüşmede tam
3 kez İzmir'deki FETÖ tutuklusu Papaz Brunson'un serbest bırakılmasını, Ame-
rika'ya iade edilmesini istedi.

Rıza Zarrab davası kapsamında ABD'de tutuklu olarak yargılanan Halk Banka-
sı Genel Müdür Yardımcımız hakkında da konuşulmadı. 


​Kıbrıs meselesi sürerken, Londra'daki o görüşmeden sonra AA haber geçmişti:
“Başbakan Demirel masayı yumrukladı…”
Yalakalık için bulunmaz fırsattır böyle zamanlar…
Manşet yaptık tabii ki:
“Masayı yumrukladık…”
Resim geldi, masa yok…
*
Dün baktım, manşet atmış gazetesi:
“Noktayı koydu…”
*
ABD özel görüşme 20 dakika…
Oturup 20 dakikaya ne sığar hesabı yaptık:
“Oh prezident Erdoğan, how are you?”
“Sizi sormalı…”
Hoş-beş, iki dakika gitti…
“İkimiz de atı alıp geldik…”
“Atınız da mı var?..”
“Hayır, bizde atı alan Üsküdar'ı geçer derler… İkimiz de atı aldık geçirdik diyorum…”
“Vaavv….”
İki dakika daha düş…
*
16 dakika kaldı…
Dil yok malum… Her birisinin söylediğini tercüman tekrarladığına göre, konuşma sürelerinin iki katını al, ya da 16'yı ikiye böl…
Kaldı 8 dakika…
*
Açıklamalarına bakılırsa; 8 dakikada görüşülenler:
PYD'ye verilen silahlar, Suriye'nin geleceği, Musul kuşatması, IŞİD'e karşı ortak mücadele, Rusya ile ilişkiler, İncirlik konusu, PKK terör örgütü, FETÖ, Gülen'in iadesi, karşılıklı ticaretin geliştirilmesi, silah sanayi, istihbaratın paylaşılması, mülteciler meselesi, güvenli bölgeler…..
*
Gördüğünüz gibi her ciddi sorun 35 saniyede çözüldü…
Çıkıp “Görüşme çok olumlu geçti” dediler…
PKK uzantısına verilen silahlar mı geri alınacak?.. Terör örgütü yerine Türkiye ile mi hareket edilecek?.. Gülen mi iade edilecek?..
*
“Virgül olmaz, nokta” falan filan geçiniz…
Bir “biat” seferiydi bu…
Ayakkabı kutularına uzanan vahim rezalet ABD mahkemelerinde görülürken, Halkbank müdürü hücrede sorgulanırken, neyin pazarlığını yapacaksın?..
Trump'un kanatları altına girmekti mesele…
Nokta…

Son ABD gezisi hem Türkiye Cumhuriyeti, hem de Recep Bey açısından tam bir fiyaskoya dönüştü.
Hiçbir şey elde edemedi. Bunu kendisi de itiraf ediyor.
Fakat gelin görün ki yandaş medyada başarı çığlıkları (!) sürüp gidiyor.
Fiyaskoyu itiraf edecek değiller ya, örtbas etmek için çok güzel yazılar yazıyorlar!
Dünkü Sabah Gazetesi'nde yer bulan bir yazıyı sizinle paylaşayım.
Çok değerli kardeşimiz Ersin Ramoğlu yazmış, lütfen kulak verin:
“Gezi amacına ulaştı. Trump Erdoğan'ı sevdi bile. İkide bir omzuna dokunması bundandı.”
Sık sık omzuna dokunmuş ama iş bu kadarla bitmiyor. Yazıda bir de işin Türkiye versiyonu anlatılıyor:
“(Aynı saatlerde) CHP'nin başı Kılıçdaroğlu ise ne yazık ki FETÖ'cü bir kadının Emin Çölaşan'a yazdığı bir mektubu (Meclis kürsüsünden) okuyordu.
Biri (Recep Bey) vatanı ve milleti için memleket memleket geziyor, hedef oluyor, diğeri ise memleketi düşmana teslim edecek darbeci FETÖ'cülere sahip çıkıyordu.”
* * *
Yazı devam ediyor!
“FOX'un (Fox TV'nin) edisi ile büdüsü İsmail (Karakaya) ve Fatih (Portakal), Emin Çölaşan, Can Ataklı, Soner Yalçın, Doğan Medya, Uğur Dündar, M. Yakup Yılmaz gibi isimler, Beyaz Saray'da Erdoğan'ın karizmasının çizilmesini çok bekledi.
Kazara bir şey olsaydı bayram yapacaklardı… Ortalığı yıkmışlardı şimdi.
Bekledikleri olmadı ama içlerine cin kaçtı hepsinin.”
* * *
Sonra sıra Beyaz Saray'da olanları anlatmasına geliyor:
“Reis (Recep Bey) dünyanın gözü önünde en sevimli halini takınarak adeta kükredi.
Erdoğan'ın karşılanışı ve basın toplantısındaki rahat tavrı, Trump'u bile mest etti.
Trump'un ikide bir Reis'e bakması, Reis'in ise aldırmaması çok hoştu.
Erdoğan eyvallahı olmadığını, duruşu ve konuşmasıyla yine dünyaya gösterdi…”
* * *
Sabah Gazetesi'nde bu yazıyı dün okuyuncaya kadar ben de bazı sapık düşüncelerin (!) esiri olmuştum.
Recep Bey'in ABD yönetiminden sadece nasihat aldığını düşünüyordum.
Bu değerli kardeşimizin yazısı ufkumu açtı, gerçekleri gördüm.
Hele Trump'un ikide bir Reis'e bakması, Reis'in bu bakışlara hiç aldırmamış olması, üstelik de bizim içimize cin kaçması çok önemlidir ve ABD zaferimizin somut göstergesidir!
Ahh, bizimki keşke oracıkta bir de Trump'a hitaben “Van minıt” diye bağırıp zafer tablosunu tamamlasaydı…
Ama olmamış işte!
Neyse yani, bu kadarcık kusur kadı kızında bile olur.
“BENİ YARGILAYIN VE İDAM EDİN”

Sevgili okurlarım, şimdi size piyasaya 1973 yılında çıkan ve herhalde artık bulunmayan bir kitaptan kısaca söz edeyim.
“Cumhuriyet'in 50. Yılında Garp Cephesi Kurmay Başkanı Asım Gündüz. Hatıralarım.” (Kervan Yayınları.)
Kurtuluş Savaşı'nda İsmet Paşa Garp Cephesi Komutanı, Asım Paşa (1880-1970) onun kurmay başkanı ve sağ kolu. 9 Eylül 1922'de İzmir'i almamızla sonuçlanan Büyük Taarruz'u yöneten iki komutan…
Asım Gündüz kitabında bazı çok ilginç olaylara yer veriyor. Onlardan birini bugüne kadar hiç bilmezdim, duymamıştım.
Mustafa Muğlalı Paşa ile ilgili bir olay.
(Bu iktidarın Muğlalı Paşa'ya da büyük alerjisi vardır. Paşa 1930 yılında Menemen'de Asteğmen Kubilay'ın başını testere ile kesen yobaz takımını yargılayan ve gerekli cezaları veren sıkıyönetim mahkemesinin başkanıdır.)
* * *
Asım Gündüz'ün kitabında anlattığı olay şöyle:
Yıl 1937… Atatürk o hasta haliyle bile gözünü Fransızların yönetimindeki Hatay'a dikmiştir. Hatay'ı Türk toprağı yapmak istemekte ve çözüm aramaktadır. Komutanları toplayıp görüşlerini soruyor.
1. Kolordu Komutanı Mustafa Muğlalı Paşa şöyle diyor:
“Atam siz üzülmeyin. Beni Kayseri'deki 6. Kolorduya tayin edin. Bir manevra bahanesiyle kısmî seferberlik ilan edeyim. Emrimdeki iki tümen ve Dörtyol'daki dağ tugayı ile Suriye'ye girip Antakya ve İskenderun'u Fransızlardan alayım.
Sonrasında siz beni (sanki bu olaydan haberiniz yokmuş gibi) asî ilan edin.
Yargılayın ve idam edin.
Yeter ki siz üzülmeyin ve arzunuz yerine gelmiş olsun.”
Asım Gündüz olayın sonrasını ise şöyle anlatıyor:
“Muğlalı hakikaten kahraman ve fedakâr bir subaydı. Atatürk bu sözler karşısında heyecanlandı. Kalktı, Muğlalı'yı kucaklayıp öptü.”
Bu ülke ne komutanlar gördü…
Bir yanda Muğlalı gibiler, sonrasında nice iktidar yalakaları!..

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !